Cumhuriyetin 50 inci yılında liseyi henüz bitirmiş, Boğaziçi Üniversitesine başlamıştım. 12 Mart ara rejiminin izleri henüz geçmemişti.

Her ne kadar Demirel ve Ecevit’in Meclisteki onurlu direnişleriyle Muhtıracıların cumhurbaşkanı adayı genelkurmay başkanı Faruk Gürler’e gerekli cevabı vermiş, Fahri Korutürk sivil siyaset yanlılarının adayı olarak cumhurbaşkanı seçilmişse de askeri vesayet hala daha siyaset kurumunun üstünde demoklesin kılıcı gibi duruyordu. Demirel ve Feyzioğlu’nun akıllıca işbirliği ile Merkez Bankası Başkanı Naim Talu başbakanlığında AP-CGP koalisyon hükümeti kurulmuş daha sivil bir yönetime geçilmişti. Ancak ülkeyi Hükümetsiz bırakmamak adına kurulan bu koalisyon AP’ne oy kaybettirmiş, İsmet Paşaya rağmen CHP Genel başkanı seçilen Ecevit sol ve popülist söylemlerle CHP’ne tarihi bir atak yaptırarak birinci parti olmuştu.

CHP birinci parti olmasına rağmen Ecevit bir türlü hükümeti kuramıyordu. Kamuoyu beklentisi CHP-AP büyük koalisyonunun kurulması ve ülkede barış havasının esmesiydi. Ancak Ecevit, 12 Martçıların çabalarıyla AP’ne köstek olsun diye kurdurulan MSP(öncesi MNP) ve Bozbeyli’nin Demokratik partisinin toplanda %24 dolayında oy almalarıyla zaafa uğrayan AP’nin ve Demirel’in yeniden güç kazanmasını istemiyordu. Bu nedenle ülke 3 ayı aşkın bir süre istifa etmiş ve meclis desteği kalmayan Naim Talu Hükümetiyle yönetildi.

İşte Cumhuriyetin 50. Yılı müstafi bir hükümet, hiçbir siyasi gücün çoğunluğu olmayan bir parlamento aritmetiği, Hükümeti kurmakta başarı sağlayamamış bir CHP ve hala devam eden askeri vesayet ile kutlanacaktı. Buna rağmen Müstafi Hükümet ve Cumhuriyet kurumları büyük bir gayretin içindeydi. Tek kanallı siyah beyaz TRT televizyonunun ara rejim kadroları sürekli militarist programları öne çıkarıyor ve marşlarla yayın saatlerini dolduruyorduysa da Cumhuriyetin kazanımları ve kalkınmanın izlerini yok sayamıyor az da olsa yayınlıyorlardı. O güne kadar Cumhuriyetin en büyük maddi eserlerinden biri de dünyada ilk kez iki kıtayı birbirine bağlayan Boğaziçi köprüsüydü.

Boğaziçi köprüsünün temeli 20 Şubat 1970 tarihinde Başbakan Süleyman Demirel tarafından atılmış, üç yıl gibi kısa bir sürede 1 Haziran 1973’de tamamlanmış, kontrolleri ve test sürüşleri yapılmış, Cumhuriyet’in 50. Yılı kutlamaları programları içinde açılışı yapılacaktı. 29 Ekim Cumhuriyetin 50. Yılı bütün yurtta coşkuyla kutlandı. Ertesi gün ise Boğaziçi köprüsü Ortaköy tarafında mahşeri bir kalabalık vardı. Köprü Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk tarafından açılacaktı. Bizler olayı TRT televizyonundan canlı izliyorduk. Gözler köprünün mimarı Süleyman Demirel’i arıyordu ama Cumhuriyet tarihimizin 27 Mayıstan sonra bir başka kara lekesi olan 12 Mart darbesi nedeniyle törende bulunmuyordu. Ancak Demirel’in değişmez bakanlarından Naim Talu hükümetinin Bayındırlık Bakanı Nurettin Ok konuşmasında adını andığında köprü girişinde toplanan halkta dalgalanma oldu ve Boğaziçi “Muhteşem Süleyman” nidalarıyla inledi. 17 gün önceki seçimleri belki Ecevit kazanmıştı ama halk Demirel’in hakkını coşkuyla teslim ediyordu. Ecevit’in Erbakan ile kurduğu ve kendisinin “tarihi yanılgı” diye nitelediği koalisyon hükümeti ancak 3 aya sonra göreve başladı ve ömrü uzun olmadı.

O gün lise diplomasını yeni almış, hemen bıyıkları uzatmış, heyecanlı ve ileriye umutla bakan bir delikanlıydım. Bugün ise lise mezuniyetinin 50 inci, Cumhuriyetin 100 üncü yılını kutlayan orta yaş kuşağında ama hala umudunu korumaya çalışan ve yeni nesillere umut aşılama gayretinde olan biriyim.

Bugün yıllarca hem vergilerimiz hem de elektrik faturalarımızdan ödediğimiz paralarla yayın yapan Devletin televizyonu Cumhuriyetimizin 100 üncü yıldönümü gibi kutlu bir günü kutlama programlarını iptal etmiş. Türkiye’de ve dış temsilciliklerimizin çoğunda Cumhuriyet resepsiyonu yapılmıyor. Kutlamalara ilişkin kamuoyuna yeterince aydınlatma yapılmıyor. Bazı belediyelerin kendi imkanları ile düzenledikleri konserler dışında ne tür etkinlikler var bilmiyoruz. Varsın olmasın bu Cumhuriyet bizim, bu vatan bizim, milletimiz Cumhuriyetine sahip çıkmaya muktedirdir. Şimdiden bayraklar asıldı, sokaklar, caddeler gelincik tarlası gibi. Bankalar, şirketler, markalar reklamlarıyla Cumhuriyete ve değerlerine sahip çıkıyorlar. Bir değil birkaç tane marşımız oldu. 

Hedef 2023 diyordunuz, hani nerede geldi çattı 2023 ortada gerçekleşmiş tek bir hedefiniz yok. Üstelik Cumhuriyetin 100 üncü yılında 50 inci yılda açılan Boğaziçi köprüsü gibi bir eseriniz de yok. Yaptık diye övündüğünüz köprülerin hiçbiri bizim değil, geçsen de geçmesen de fahiş ücretlerini bu fukaralaştırdığınız halkımız ödüyor.

Velhasıl Cumhuriyetimizin 100 üncü yılını buruk kutluyoruz, tek tesellimiz milletimizin Cumhuriyetimize sımsıkı sarılıp, sahip çıkıyor olmasıdır. Geriden gelen gençlerimiz bugün her zamankinden daha fazla Cumhuriyete sahip çıkıyorlar çünkü Atatürk’ün gençliğe hitabesinde sözü edilen tehlikelerin yaklaşmakta olduğunu bizden daha iyi görüyorlar.

Benim içim rahat bu millet, bu gençlik her türlü olumsuzluğa rağmen Cumhuriyetimizin ilelebet payidar olması için gerekli gayreti gösteriyor ve göstermeye de devam edecekler.

Yaşasın Cumhuriyet, yaşasın yüce Türk milleti…

Cumhuriyetimizin yüzüncü yılı kutlu olsun…

Kalın sağlıcakla…